29 Eylül 2014 Pazartesi 19:16
42 Okunma
(geniş Haber) Erdoğan: Terörü İslam Dinine İzafe Etmek, Gerçeği Saptırmaktan Başka Bir Şey Değildir

Gülseli KENARLI / İstanbul, () - CUMHURBAŞKANI Recep Tayyip Erdoğan, WOW İstanbul Hotel'de Türkiye Yeşilay Cemiyeti'nce düzenlenen "Uluslararası Uyuşturucu Politikaları ve Halk Sağlığı Sempozyumu"na katıldı. 

Erdoğan, "Dünyada 182 milyon uyuşturucu kullanan var. Bunların 75 milyonunun uyuşturucu bağımlısı olduğu ifade ediliyor. Ne yazık ki bu rakamlaı çok hızlı şekilde artıyor. Sosyal, ruhsal, bedensel tahribatın yanında, uyuşturucu kullanımı her yıl yaklaşık 2 trilyon dolarlık maddi kaybı da bereberinde getiriyor. Yapılan araştırmalar, Türkiye'de yasadışı maddeleri en az 1 kere kullananların oranının nüfusun yüzde 2,7'si olduğunu gösteriyor. Hiç kuşkusuz yüzde 2,7 oranı diğer ülkelerle kıyaslandığında oldukça düşük bir oran. Ancak bu oranın hızla arttığını da müşahede ediyoruz. İnşallah son dönemde artan tedbirlerle, çıkarılan yasalar, genelgelerle, kurumlarımızın meseleye daha yoğun eğilmeleriyle, hem artışın önü kesilecek, hem de bu oran umuyorum ki daha da aşağılara çekilecek" diye konuştu.

"İSTİSMAR... PARA KAZANMA HIRSI..."

"Şahsen Başbakanlık yaptığım 12 yıllık süre içinde gençliği tehdit eden bu meseleyle çok yakından ilgilendim. Tedbirler konusunda çok sayıda adımı bakan arkadaşlarımızla birlikte attık. Cumhurbaşkanlığı görevini ifa ederken de hiç şüpheniz olmasın bu mesele her zaman gündemimizde olacak ve bu meselenin en güçlü mücadele edenlerinden olmayı da sürdüreceğim.

Gençlerin yasadışı maddeleri kullanmasını tek bir sebeple açıklamak mümkün değil. Ruhsal sorun olabiliyor, ailevi sorunlar olabiliyor, maddi sorunlar olabiliyor. Bunun yanında istismar... Birilerinin para kazanma hırsı, özendirici etkenler olabiliyor.

Burada meselenin bir nedeni üzerinde özellikle durmak, meselenin önemli bir boyutuna dikkatlerinizi özellikle çekmek istiyorum. Son yüzyıl içinde dünyamız çok büyük bir değişim yaşadı. Bu değişim hızla devam ediyor. Açıkçası maddenin dünyanın her yerinde manevi değerlerin önüne geçmeye çalıştığı, manevi değerleri boğmaya çalıştığı bir değişim süreci yaşıyoruz. Bunu sadece İslam'la, İslam coğrafyasıyla sınırlamak mümkün değil. Hıristiyanlığın da, Museviliğin de, diğer tüm dinlerin de maddi alanın saldırısı altında olduğunu biliyoruz. Ayrıca sadece dinler değil, bir dine dayansın ya da dayanmasın, kültürler, gelenekler, sosyal dayanışma mekanizmaları insana ait olan ahlak, karşılıklı saygı, hoşgörü gibi kavramlar çok ciddi biçimde erozyona uğruyor, çok ciddi biçimde törpüleniyor.

Paranın, sınırsız kazanma hırsının, acımasız rekabetin her türlü insani değeri çiğnediği bir değişim süreci yaşanıyor. Bir varil petrol için binlerce insanın kanını akıtmak meşru görülebiliyor. Bir avuç altın için, bir avuç elmas için çocukların, kadınların katledilmesinin artık meşru görüldüğü bir çağda yaşıyoruz. Dünyanın her yerinde insana ait, insanlığa, ruha, vicdana ait değerlerin tek tek yok olduğunu, bunların yerine paranın, hırsın, doyumsuzluğun, oburluğun konulduğunu görüyoruz."

"İÇİNDE BOŞLUK HİSSEDENLER..."

"Ne yazık ki manevi bir değeri, insana ait bir değeri alıp, yerine maddi bir değer koyduğunuzda, insan onunla tatmin olmuyor. Tatmin duygusu yok oluyor, kanaat duygusu yok oluyor, azla yetinme, paylaşma duygusu hızla yok oluyor. Bunların yerine konulan zevkler ve değerler ise insanoğlunu tatmin etmiyor, doyurmuyor. İnanın asla da mutlu, huzurlu yapmıyor. Yani zengin olmak insanın mutlu olmasını sağlamıyor, huzurlu olmasını sağlamıyor. Hem uyuşturucunun, hem de istismarın, işte tam da böyle bir noktada devreye girdiğini görüyoruz. Amaçları, hedefleri, davası, idealleri elinden alınmış olanlar, içinde boşluk hissedenler, çareyi kendilerini uyuşturmakta buluyorlar.

Ellerinden tutulmayan, başları okşanmayan, kendilerine bir istikamet, bir aydınlık çizilmeyen o çocuklar, oluşan boşluğu başka şeylerle kapatmaya çalışıyorlar. Bu bazen uyuşturucu oluyor, bazen şiddet oluyor, bazen de örgütlü şiddet olup teröre dönüşebiliyor. Bakın şu anda insanlığın karşısında, dünya barışını, dünya huzurunu tehdit eden küresel bir terör meselesi var. Bakıyorsunuz, herkes sonuçları konuşuyor. Sebepleri konuşan yok."

"TERÖR, İSLAM'A İZAFE EDİLMESİN"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, herkesin son 1-2 ayda ortaya çıkan manzarayı konuştuğunu, hiçkimsenin bu manzaranın nasıl oluştuğunu, buraya nasıl gelindiğini, bu gençlerin nasıl olup da böyle acımazsızca cinayetler işlediklerini etraflıca konuşmadığını ifade ederek, "Burada bir noktanın altını özellikle çizmek zorundayım: Ortadoğu'da devam eden terör eylemlerini ve terör örgütlerini belli bir dine, özellikle de İslam dinine izafe etmek, gerçeği saptırmaktan başka bir şey değildir" dedi

Erdoğan, "Ne İslam dini ne de yeryüzündeki bir başka semavi din böyle bir vahşeti, böyle bir şiddeti, böyle bir insanlık dışı cinayetleri asla ve asla mazur göstermez, meşru göstermez. Şu anda dünya bir tedbir, bir koalisyonlar zinciri içerisinde toplantılar yapıyor, bir araya geliyorlar. IŞİD terör örgütü Ortadoğu'da, kendine göre böyle bir mücadeleyi verirken, benim ülkemde 32 yıldır devam eden bir PKK terör örgütü acaba bu dünyayı niye rahatsız etmiyordu? Acaba bu dünyayı niye ilgilendirmiyordu? Bu sadece benim ülkemde değildi, bunun uzantılarına baktığınız zaman, Avrupa'nın 'benim' diyen ülkeleri içerisinde bu terör örgütünün uzantıları vardı. Bütün parasal kaynaklar oralardan geliyordu. Silahlar oralardan geliyordu. Acaba bu Avrupalı dostlar bu terör örgütüne karşı niçin rahatsız olmadılar? Niçin onlara karşı en ufak bir mücadeleyi gündeme getirmediler? Çünkü o terör örgütünün önünde 'İslam' diye bir kelime yoktu, onların İslam ile bir alakası yoktu. Demek dert başka. Bu adamların, IŞİD'in, bunların da İslam'la alakası yok. Çünkü bizim dinimiz İslam, terörü asla teçhiz etmez asla teröre yol vermez. Çünkü bizim dinimiz İslam bir barış dinidir, kelime anlamı itibariyle de barışın ta kendisidir" diye konuştu.

"İÇLERİNDEKİ SORUNLARI BASTIRMAYA ÇALIŞIYORLAR"

Hiçbir semavi dinin de barışı tehdit eden böyle bir teröre müsaade etmeyeceğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Dini kitapların asli olan temel kaynaklarında bunu görmedik. Bu teröristler, bir din adına cinayet işlediklerini söyleyerek, aslında kendilerini kandırmaya, kendilerini tatmin etmeye, içlerindeki sorunları bastırmaya çalışıyorlar" dedi.

"BUNLARIN ARALARINDA DA UYUŞTURUCU BAĞIMLILARI VAR"

Erdoğan, "Bakın Türkiye'nin önünde bugün en önemli meselelerden biri de, Batı'dan gelerek bu örgütlere katılan gençlerdir" diyerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"İşte, Birleşmiş Milletler'de, Güvenlik Konseyi'nde kendileriyle görüştüğümüz bütün Avrupalı devlet başkanları, hükümet başkanları, hatta dünya şunu söyledi: Fransa Devlet Başkanı, 'Benim ülkemden bin kişi bu örgüte katıldı' diyor. İngiltere, '600 kişi benim ülkemden katıldı' diyor. Almanya bir o kadar, diğerleri bakıyorsun, ta Avusturalya'dan buraya katılanlar var. Bütün bunlar ortada. Demek ki burada ciddi bir koalisyon var. Bunların hepsi, ben inanıyorum, Müslüman da değil. Bunların aralarında da uyuşturucu bağımlıları var. Aralarında şiddete eğilimi olanlar da var. Aralarında macera arayan, içindeki boşluğu doldurmaya çalışanlar da var. Ne için cinayet işledikleri, bunlar için zerre kadar önemli değil. Yeter ki kan aksın, yeter ki katliam olsun."

"BATAKLIĞI GÖRMELİYİZ"

"Sadece sinekleri görmek, sorunun küçük bir parçasını görmektir. Asıl görmeniz gereken bataklığın ta kendisidir. Bataklık kurumadığı sürece sinek her zaman olacaktır. Burada açık açık ifade ediyorum, terörü de, şiddeti de, madde bağımlılığını da üreten bataklık, insanlığı tehdit eden hırstır, sınırsız kazanma duygusudur ve tatminsizliktir. 2008 yılında dünyanın en büyük küresel krizlerinden biri başladığında da biz bu uyarıyı yaptık. Türkiye G-20'nin üyesi ve 2015 yılında da G-20'nin dönem başkanlığını üstlenecek.

G-20 platformlarında her zaman buna dikkat çektim. Birileri sınırsız kazanıp sınırsız harcarken, birilerinin açlıkla karşı karşıya olması sürdürülebilir bir durum değildir.

Dünyada Türkiye'nin ekonomik durumu ortada. Fakat dönerler sıralamasına baktığımız zaman, Türkiye nerede biliyor musunuz? Amerika 1, İngiltere 2, Türkiye 3... Türkiye böyle bir noktada. Çünkü birileri refah içinde, güven içinde, huzur içinde yaşarken, başka bölgelerin her gün açlıkla, şiddetle, çatışma ve ölümle karşılaşması dünyamız ve insanlık için sürdürülebilir bir durum değildir. Biz bu açlıkla yaşayanların olduğu bir dünyada imkanlarımız neyse bunu seferber etmek durumundayız ve seferber ettik, ediyoruz, edeceğiz."

"EY AVRUPA..."

"Ey Avrupa, senin şefkat kucağın yok mu? Sen şefkat kollarını ne zaman açacaksın bütün mağdurlara, mazlumlara. Ama silah vermeye gelince, gönderiyorsun. Bunlar oluyor. İşte bugün bazı gazetelerde, bazı Avrupalı dostların, ülkelerin gönderdiği füzeler teröristlerin elinde yakalanmış ve şimdi bunlara cevap arıyorlar. Sadece Avrupa değil, Batı'nın her kesiminde bu var. IŞİD'in elinde şu andaki silahlar malum. Bunları gazeteler yazdı, sosyal medya yazdı, görüyoruz. Karşı karşıya olduğumuz birçok küresel meseleyi işte bu zaviyeden görmek, bu zaviyeden değerlendirmek durumundayız.

Farklı bir dünya mümkündür, farklı bir kalkınma modeli, ilerleme, modernleşme, model olarak elbette mümkündür. Manevi olana, yerel olana, geleneksele düşmanlık yaparak; onu yeryüzünden ve vicdanlardan silerek insanlık kalkınamaz, ilerleyemez, modernleşemez."

AİHM'YE ELEŞTİRİ

"Bakın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi geçen haftalarda Türkiye aleyhine bir karar aldı. Zorunlu Din ve Ahlak Kültürü derslerinden öğrencilerin muaf sayılmasını temin edecek yeni bir düzenleme istedi. Aslında bu karar yanlış bir karar. Çünkü Batı'da bunun uygulaması yok. Batı'da böyle bir şey olmaz. Dünyanın hiçbir yerinde zorunlu fizik dersinin, zorunlu kimya dersinin, zorunlu matematik dersinin tartışma konusu olduğunu göremezsiniz. Ama ne hikmetse, zorunlu Din Kültürü ve Ahlak dersi her zaman tartışma konusu olur. Eğer zorunlu Din ve Ahlak Kültürü dersi olsun mu, olmasın mı diye tartışılacaksa, uyuşturucu bağımlılığından neden şikayet ediliyor, terörden, şiddetten, ırkçılıktan, antisemitizimden, İslamafobiden neden şikayet ediliyor?

Zorunlu Din Kültürü ve Ahlak dersini tartışmaya açarsanız, kaldırırsanız, çok tabii olarak uyuşturucu gelir, onun yerini doldurur. Şiddet gelir, ırkçılık gelir, onun yerini doldurur. Biz manevi değerlerine bağlı bir nesilden söz ettiğimizde, hem içeride, hem dışarıda sesler yükseliyor. Avrupa ülkelerinde olan, Amerika Birleşik Devletleri'nde olan, hatta onlardan çok daha hafif düzenlemeleri getirdiğimizde içeride ve dışarıda hedef yapılıyoruz. Bizim içimiz yanıyor, içimiz. Biz dertliyiz, dertli. Öyle anne-babalar gördük ki, öyle anne-babaların derdini dinledik ki, gerçekten perişan olmuşlar. Çocukları alkol bağımlısı olmuş, çocukları uyuşturucu bağımlısı olmuş, biricik yavruları ellerinde, evlerinde, yüreklerinden kopup gitmiş. Ocaklar sönmüş, bu uğurda cinayetler işlenmiş, hayatlar yitip gitmiş. Bunu seyredecek miyiz? Özgürlük deyip buna kayıtsız mı kalacağız? Uyuşturucu baronlarının, çetelerinin, simsarlarının gençlerimizi ellerimizden almasına 'özgürlük' deyip sessiz mi kalacağız. Kesinlikle hayır."

"ANAYASA BİZE KESİN YETKİ VERİYOR"

Erdoğan, "En başta Türkiye Cumhuriyeti Anayasası bize bu mücadeleyi yapmak için kesin yetki veriyor. Anayasa'nın da ötesinde, insan olmak, vicdanı olmak, bir kalbi olmak bize böyle bir sorumluluk yüklüyor. Asla rehavet içinde olmayacağız. Türkiye'de yasadışı madde kullanım oranı ne kadar az olursa olsun, tehlikenin büyümekte olduğunu görecek, daha işin başındayken tedbirlerimizi alacağız" dedi.

Birçok kişinin "Polis mücadele etsin. Asker mücadele etsin. Devlet bu işin tedbirini alsın" diyerek meselenin sadece güvenlik boyutuyla ilgilendiğini belirten Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Elbette polis, asker, devletin tüm birimleri bu meseleyle kararlı şekilde mücadele edecektir. Ancak evde mücadele yoksa, ailede mücadele yoksa, güvenlik birimlerinin tek başına mücadelesi yeterli olmaz, olamaz. Benim çocuğum asla kullanmaz... Arkadaşlar, gidin AMATEM'lere bakın. AMATEM'lerin önünde benim çocuğum asla kullanmaz diyen anne babaları göreceksiniz. Okul ve eğitim bu

meselede en önemli mücadele zemini. Sadece öğretmen gözetimiyle değil, artık müfredatı da gözden geçirerek mücadeleyi en başta sınıflardan, en başta ders kitaplarından başlatmak zorundayız. Bu konuda eksiklerimiz var. 12 yıldır bu konuda istediğimiz adımları atamadığımızı bir özeleştiri olarak söyleyebilirim. Milli Eğitim müfredatımız, çocuklara pozitif bilimleri en kaliteli, en yeni şekilde aktarırken, çocukları şiddetten, terörden, ırkçılıktan, nefret suçlarından ve zararlı maddelerden uzak tutacak şekilde mutlaka yeniden ele alınmalıdır. Başbakanlığımız süresince eğitimin altyapısını yeniden inşa etmek için çok yoğun gayretimiz oldu. İnanıyorum ki bundan sonraki süreçte bu artarak devam edecektir. Altyapıya ilişkin sorunlar çok büyük oranda çözüme kavuşmuşken, artık içeriye, muhteviyata yoğunlaşmak zorundayız. Çocuklarımıza ve gençlerimize bariyerlerin, sınırlamaların olmadığı bir zihin dünyasını açarken, onlara milli, manevi, ahlaki ve insani değerleri de en azami şekilde aktarmak, eğitimin temel amacı olmalıdır. İnşallah Türkiye'nin gençliği, gelişmiş ülke gençlerinin yaşadığı acı tecrübeleri yaşamadan geleceğe yürüyecek. Farklı bir kalkınma modeli, manevi olan ile maddi olanı çatıştıran değil, buluşturan bir kalkınma modeli inşallah Türkiye'den bütün dünyaya örnek olacak."

Son Güncelleme: 29.09.2014 19:16
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

istanbul masaj salonu | Şişli masaj salonu
reklamsız anal porno izle | reklamsız porno izle