İslam

Müslüman noel kutlamaz... Yılbaşı kutlamanın dinimizdeki yeri!

Müslümanlar noel kutlamaz...

“ Yaklaştığımız Hrıstiyanların yılbaşı (Noel) Bayramıyla Biz Müslümanların Asla Alakası Yoktur. Yılbaşında (Noel)’de Hindi, Çerez Almakla Dahi Olsa Kesinlikle iştirak etmiyelim! Yılbaşı (Noel) KUTLAMA YAPMAMIZDAN MEVLAMIZ ASLA RAZI OLMAZ VE RESULULLAH EFENDİMİZİ (SAV) NİHAYETSİZCE ÜZMÜŞ OLURUZ!”

Yılbaşı ile Noel birbirinden farklıdır; fakat Noel kutlamalarının devamı sayılabileceğinden yılbaşı gecesi onlar gibi eğlenmek, çam kesip evi çamla süslemek caiz olmaz. Çünkü bayramlarında onlar gibi eğlenmek, onlara benzemek olur.

Din kitaplarında buyuruluyor ki: Noel günü ve gecesinde, kâfirlerin paskalya ve yortularında, onlar gibi bayram yapan küfre girer.

Yılbaşı münasebetiyle Türkiye’nin ve dünyanın çeşitli yerlerinde milyonlarca çam fidanı Noel hurafesi uğruna kesilip yok edilmektedir. Hıristiyan ülkelerde olduğu gibi, Müslüman ülkelerde de bu cinayetler işlenmemeli. Hıristiyanlara benzememek için yılbaşı gecesi hindi yememeli! Yenirse mekruh olur. Birkaç gün sonra yenebilir. Kumar oynamak, tombala çekmek gibi oyunlar ise zaten her zaman caiz değildir. Bu gece, gayrı müslimlere benzemek gayesiyle çeşitli yiyecek, içecek almak da caiz olmaz.

Her zaman ne alınıyorsa onları almakta mahzur yoktur. Bu geceye ayrı bir önem vermemelidir. Yalnız Hıristiyanların değil, Yahudilerin ve bütün bâtıl dinlerin ibadetlerini yapmak, onlara benzemek olur. Mesela 21 Martı Nevruz Bayramı diyerek kutlamak da böyledir. Kâfirlerin ibadetleri ve çirkin işleri hariç, mubah olan âdetlerini yapmakta mahzur yoktur. Yani onlara benzemiş olunmaz.

Yılbaşı ya da noel günümüzde maddi ve ahlakî tüketimi körüklerken insanlığın ortak kutlaması gibi pazarlanıyor. En tuhafı ise hiç bir geleneğimize dayanmayan bu âdetin, yani efrenci yılbaşının aramıza nasıl sızdığıdır?

Yozlaşmasının tarihi süreci Yılbaşı için “Efrenci yılbaşı” kelimesi kullanılırdı. Batılılaşma merakı ise başımıza böyle bir belayı getirdi. “Bu yeni eğlence gecesini de Garplılaşma esaslarından sayıp biz kendimiz açtık başımıza! Eskiden öyle bir şey yoktu. Frengâne yaşıyan pek küçük bir azınlık ve kumarbazlar müstesna, vaktile “Efrencî yılbaşı” denilen günün arefesindeki geceyi koca Müslüman İstanbul huzur içinde uykuda geçirirdi. O kışta kıyamette sokaklara dökülmek, sabahlara kadar çengüçegâne ve iyşünûş içinde şurası senin, burası benim, veryansın hoplayıp sıçramak kimsenin aklına gelmezdi.1”

Efrenci (Fransız, bazen de bütün Avrupalı yerine kullanılır) yılbaşının günümüzdeki hali herkes tarafından malumdur. Kutlamaların ayyuka çıkışı, itikadî ve ahlakî tahribi, ticaretleştirilen bir gün şeklinde pazarlanması iyice aşikâr oldu. Bugüne kadar efrenci yılbaşı için o kadar yazı kaleme alındı ki tehlikeden sadece Müslümanlar değil bütün insanlar kendini muhafaza etsinler.

1900-1960 arasındaki yazılı çalışmalarda, asıl yılbaşının hicri ve mali olduğu, kültürümüze ait olmayan noelin ise bir hurafe olarak yerleşip, ticarileşerek aramıza sokulduğu anlatılıyor. Özellikle Sebilürreşad Dergisi ve Refik Halid’in hatıratı bu elim manzaraya bir pencere aralıyor.

1900-1960 arasındaki yazılı çalışmalarda, asıl yılbaşının hicri ve mali olduğu, kültürümüze ait olmayan noelin ise bir hurafe olarak yerleşip, ticarileşerek aramıza sokulduğu anlatılıyor. Özellikle Sebilürreşad Dergisi ve Refik Halid’in hatıratı bu elim manzaraya bir pencere aralıyor.

Muharrem ve Mart ayı kutlanmaz mı idi? Kendine göre kutlanırdı. Meselâ Muharremin birinci günü teşrifata dâhil olan zevat davetname gelmemekle beraber Yıldız Sarayı’na gider, yüz yüze gelmeden padişaha tebrikâtını arz ederdi.1” Yukarıdaki satırlar 1900’lü yılları anlatıyor. Ancak nasıl oluyor da bu tarihten günümüze anlatılan sadelik kaybediliyor ve yozlaşma artıyor? İşte adım adım yozlaşmanın medyaya yansıyan satırları:

Bahsedilen zaman 1900’lü yılların başıdır. Refik Halid’in Zafer gazetesinde (26 Aralık 1954) “İstanbul’dan Selam-Kelam” başlığı altında 1918 yılını anlatan yazılarında, atılan zehirli tohumların şehirlerde tutmaya başladığı görülür. “Yılbaşı kutlama âdetinin Müslüman halk arasına Mütareke devrinde (1918)” girdiği tespit edilir. “Bakalım şehirden köye de gidecek mi? (Panorama, Ocak 1955) diye bir sualle de sadece şehirlerde olduğu köylere gitmediği anlatılır.

Günümüzde ise itikat ve iman hassasiyeti bulunmayan herkes, medyanın da pohpohlamasıyla bu yılbaşı hurafesine müptela olabiliyor. Sadece sıradan insanlar mı? Sebilürreşad Dergisinde 1953 Ocak ayında şöyle yer alıyor. “Bunun daha fecisi bir zamanlar diyanet riyaseti makamına oturan zatın da Noel mesajında bulunmasıdır. Onlar yapıyor diye onlara benzemek, “Menteşebbehe… ” hadis-i şerifini bilmek mevkiinde olan sizlere yakışır mı? İslam izzet ve şerefi davasında lâikliği öne sürerek yutkunmayı bilirsiniz, ama Hıristiyanlığın mukaddes! gününde mesaj vermeyi unutmuyorsunuz.2”

Yavaş yavaş ticarileşiyor Yılbaşı hurafesi, sonraları özellikle medya araçlarıyla (tv, film, dizi) bütün kesimlere sirayet eden bir virüs gibi yayıldı.1956’da Sebilürreşad’ın Hürriyet’ten iktibas edilen yazısında hurafeleşen yılbaşının yavaş yavaş ‘ticaretininin tecessüs ettiği’ belirtiliyor ve insanlığın batıl inanışlarından olduğu açıkça söyleniyor: “Yılbaşı aslında insanlığın bâtıl inanışlarından biridir.’ Öyle ya İsa Peygamber hiçbir mevsimin başı olmayan bir kış ortasında doğdu diye, bütün insanlık neden böyle baharsız, güneşsiz, yağmurlu ve karlı, soğuk ve kasvetli bir ay içinde yeni bir yıl kutlasın.

Mevlüd gecelerini kendilerine hâs ağırbaşlılıkla kutlayan Müslümanlar, yılbaşı eğlenceleri, bir saadet veya bir “düşünce” midir? Bilmem. Fakat her karış toprağı Türk gücüyle İslâm imanının birleşmesinden doğan hararetle zaptedilmiş bir vatan toprağında o geceyi süslemek için yine ‘bir hayli çam devrilecek.’ Ne yazık!3” Çocukların dahil edilişi Yine Sebilürreşad Dergisi 1956 yılında bir habere yer veriyor “Noel ve yılbaşı münasebetiyle Oilton’da bir çocuk balosu verilmiştir. 500 kişilik baloda 650’den çok çocuk hazır bulunmuş ve baloda bulunmak için Ankara ile İzmir gibi vilâyetlerden çocuklarını getirenler bile olmuştur. Çocuklar eşek üstündeki Noel babaya hayran kalarak gelişini adeta nefes almadan seyretmişlerdir. İşte milletlerin dinî ve millî hüviyetleri böyle yıkılır.4”

Böyle yapılmakla neye kastedildiği ise şu cümlelerde açıklanıyor. “Garba masumiyet kapılarını açtığımız çeyrek asırdır, noel baba körpe Müslüman yüreklerine ak ve güler yüzü! ile girmeye başlamıştır. Onun bu ak saçlı ve bıyıklı güler yüzü, hakikatte, Şarkın ve İslam’ın körpe çocuklarını kalporğ (değiştirme) havalarına alıştırmak, çam dalının şirin silüetini bu körpe zihinlerde kökleştirmek içindir.5” Görüldüğü gibi daha 100 yıl önce geleneğimizde bu efrenci yılbaşı hurafesi yer almıyordu. Osmanlı’nın gitmesiyle gelenekte ve kutlamalarda oluşan boşluğun kimler tarafından ve ne ile doldurulmaya çalışıldığını şu cümleler hülasa etmeye yetiyor. “Misyoner hareketinin yeni stratejisi şudur: Evvela Müslümanların sosyal hayatını sarsmak, ondan sonra boş kalacak sahaya Hıristiyan âdetlerini koymak. Ecnebi misyonerlerin yerlerine yerli öğrenciler yetiştirerek onlar vasıtasıyla bu gayeyi temine çalışmak.6” Kaynaklar: 1 Refik Halid Karay, Memleket Yazıları-5,Pek İyi Hatırlarım, İnkılâp,sayfa 86-91, İstanbul 2014 2 Noel yortusunda Diyanet Reisi, Sebilürreşad Ocak 1953 : cilt. 6, sayı. 142, sayfa. 267 3Yılbaşı eğlenceleri, Hıristiyan hurafeleri, Sebilürreşad Ocak 1956: cilt 9, Sayı 213, sayfa 203 4Çocuklar Noele Alıştırılıyor, Sebilürreşad Ocak 1957 cilt 10, sayı 236, sayfa 168 5Noel babaya karşı Lâiklik yok mu?Bu inkilâbın icabı mı?, Sebilürreşad Ocak 1950: cilt 3, sayı. 68, sayfa 278 6 “Noel Yortusu Beyoğlu’nda Yılbaşı Gecesini Tes’îd, Sebîlürreşâd, 8 Ocak 1925, sayfa 141-142